onların adı; sevda

31 05 2005

a. kadir konuk

onlardan birini anarken ötekileri anımsamamak ayıp sayıldı her zaman. çünkü onlar çok, ama tek bir insan gibiydiler. kardeş, dost, arkadaş, birbirleri için canlarını seve seve verebilen yiğitlerdiler. nurhak’ta kaldı kanları. ağıtları tüm ülkeyi sardı.

“dört bir yana haber salsam,
öldü desem inanır mı?
dağlar bana geri verin
kadir’imi, sinan’ımı…”

34 yıl önceydi. 31 mayıs 1971 günü nurhak’ta, inekli köyü yakınında döküldü kan. yoksulluktan, sefaletten, ezilmekten kurtarmaya çalıştıkları halkın en yakınında olabilmek için dağdaydılar aylardır. bir muhtar ihbar etti. bir karanlık çöktü dağa, bir pusu kuruldu. üç genç, üç koca yürek al kan içinde düştü toprağa.
sinancemgil1.jpgkadirmanga.jpgalpaslanozdogan1.jpg

biri sinan, biri kadir, biri alpaslan’dı;
biri cemgil, biri manga, biri özdoğan…

bir sevdaydı onlar. doyulmamış, tam yaşanılmamış, hiç unutulmayan bir sevda… kısacık yaşamlarına yüzyılları doldurmayı becerebilecek kadar ustaydılar.

belki de unutulmamaları bundan. sevilmeleri, aradan geçen 34 yıldan sonra hala yüreklerde dipdiri kalabilmeleri bundan.

sinan’dı, kadir’di, alpaslan’dı onlar, deniz’di, hüseyin’di, yusuf’tular. mahir oldular, ulaş, cevahir, ibrahim oldular sabırlı ve dirençli. geriye öylesine bir miras bıraktılar ki; çok paylaşılmaya çalışıldı, ama hiç kimse en ufak bir gölge düşüremedi o mirasın üzerine.

bu yüzden onlar gerçekten büyük, sevilecek, her anıldıklarında arkalarından ağlanacak insanlardılar.

“gün doğdu hep uyandık
siperlere dayandık
bağımsızlık uğruna da
al kanlara boyandık”

dizeleri belki onları en güzel anlatan dizeler.

“hain tuzaklarda kan uykularda
vurulduk ey halkım unutma bizi
işkenceler için tahta çarmıha
gerildik ey halkım unutma bizi”

dizeleri de onların yaşamını en özet anlatan dizelerdir.

kavgaya girerlerken karşılaşabilecekleri tüm güçlüklerin bilincindeydiler. bu nedenle gözü pek, bu nedenle yiğittiler hepsi.

onlardan birini anarken ötekileri anımsamamak belki bu yüzden ayıp sayıldı her zaman. çünkü onlar çok, ama tek bir insan gibiydiler. kardeş, dost, arkadaş, birbirleri için canlarını seve seve verebilen yiğitlerdiler.

nurhak’ta kaldı kanları. ağıtları tüm ülkeyi sardı.

“jandarma kurşunu çaldı
canını, teninden aldı
nurhak’a abide kaldı
dağlar aldı selamını.”

kavga başladı

tarih 4 mart 1971.

ankara-ahlatlıbel amerikan radar üssü’nden 4 amerikan askerinin kaçırılışıyla ilgili olarak türk haberler ajansı’na bir bildiri gönderildi. türkiye halk kurtuluş ordusu (thko) bildirisinde özetle şöyle deniliyordu:

“türkiye halk kurtuluş ordusu’nun sesidir.

1- türkiye halk kurtuluş ordusu halkımızın bağımsızlığının silahlı mücadeleyle kazanılacağına ve bu yolun tek yol olduğuna inanır. thko, bütün yurtseverleri bu kutsal mücadele saflarına çağırır ve hainlere karşı giriştiği kavgada en son savaşçısına kadar devam edeceğini bildirir….

halkımıza şunu duyuruyoruz. düşmanın zenginliğine, sayısına, imkanlarına ve dehşetine aldırmayınız. düşmana boyun eğmeyiniz, haklarımızı zorla alacağız çünkü onlar her şeyi bizden zorla alıyorlar.

bütün yurtseverler: şerefsiz yaşamaktansa şerefle ölmek, yalvarmak yerine zora başvurmak, başkasına değil kendine ve kendin gibi olanlara güvenmek, nerede ve nasıl olursa olsun hainlere boyun eğmemek parolamızdır.

türkiye halk kurtuluş ordusu, bu mücadeleye en son neferine kadar ve kanının son damlasına kadar devam edeceğini bildirir.”

kavga yeni başlıyordu. kavga türkiye’nin her yanında örgütleniyor, kent gerillasının yanısıra kırda da gerilla örgütlenmesinin şartlarının yaratılmasına çalışılıyordu.

nurhak dağı’nda üslenmişti thko gerillaları. sayıları azdı, ama yürekleri büyüktü.

o günler kendi koşullarında değerlendirildiğinde bilgi kıttı, deneyim kıttı, ilişkiler sınırlıydı… bütün bunlar aşılamayacak şeyler değildi elbet. aşmak için çalışıyorlardı gece gündüz. yine de eksiklikler yaşanıyordu yer yer. kır gerillasının üyelerinden biri olan mustafa yalçıner, (arkadaşları arasında ismi: endi) günlüğüne bu eksikliklerden birini şöyle yazmıştı:

“6 mayıs, perşembe. öğlene doğru aşağı dereye h. ali’nin oraya balık tutmaya gittik. insan görünce boğazı keşfe karar verdik. tam geçitte yemek yerken çavuşkır’dan yedi avcı bastırdı. konuştuk. pek fena insanlar değillerdi. az ekmek katık verdiler. keşfe çıkan iki kişiyi, velhasıl hemen herkesi gördüler. tahminimce ne olduğunu anlayamadılar. geçitin ortasında nöbetçisiz yemek yememiz büyük eşeklik.”

kır gerillasını yöneten sinan cemgil’di. belki de “nurhak katliamı” denilince ilk onun isminin akla gelmesi bundan. böyle olması öteki yiğitleri inkar anlamına gelmiyor, gelmemeli.

herkesin sevdiği, “hoca” dediği, sözcüğün tam anlamıyla “çocukla çocuk, büyükle büyük”tü sinan. eşi şirin cemgil o’nu şöyle özetliyordu:

“seviyorsa, sevdalıysa vücudu, ruhu, duygularıyla severdi. dostsa bütün yanıyla… yüzüyorsa çok iyi bir şekilde yüzmek, tadını çıkarmak isterdi. içtenlik dediğimiz olgu onda elle tutulur bir şekildeydi… bazı insanlar belli ışıklar yayarlar. sinan’dan yayılan ışık öyle etkiliydi. içtenliği, neşesi, kızgınlığı elle tutulurdu. çok yönlü bir insandı. yetenekliydi, çevikti, atikti…”

onu tanıyanların hemen hepsi hep aynı şeyleri söyleyeceklerdi:

“gülmeyi seven biriydi sinan. gırgır geçmeyi de… zorluklarla alay etmeyi becerebilen, çevresine neşe yayan biriydi.”

cezaevinde yattığı günlerde yazdığı bir mektupta da onun bu özelliklerini bulmak olanaklıydı, şöyle yazmıştı sinan 18 nisan 1968 tarihli mektubunda:

“birkaç saat önce girdi odaya kuş sesleri ve gün ışığı… daktilo klavyesi a ile başlamaktadır, b gelmez. sanılmamalıdır elif ba’daki gibi… hemencecik z geliyor. hiç uymuyor elif ba hesabına… bu gece uyunmadı hiç. bu sabah erkenden dolaşmaya çıkılmayacak, bakılmayacak hesap makinalarına ve manavlara ve ıvır zıvır satan dükkanlara ve köründe sabahın gidilmeyecek salep içmeye. a’dan sonra hemencecik z geliyor. az…. az pilav, az sigara, az salep, az yaşamak… vay kahpe felek vay…”

sinan cezaevini de şöyle anlatıyordu eşine yazdığı bir mektupta:

“tecritin önü volta mahalli. on metreden fazla açılmak yok. gardiyanlar pek çalımlı, otoriter görünmeye çalışıyorlar… sağa bak geçit yok, sola bak geçit yok… duvar yüksek, tepesinde jandarma, sonra volta, gene volta… iç çekme, küfür ve şamata gırla, ama en çok küfüré kadere, ölene, hükümete vs… en okkalı küfürleri savcı yiyor. daha çok da savcının avradı. sonraa çek bakalım kırıkkaleli bir türkü.’ kırıkkaleli tavuk hırsızı. ‘hapishaneye güneş doğmuyor’ diye asılıyor. ‘allah’ diye narayı istersen basma…”

“sinan hoca sözün sözdür
halkın kurtuluşu özdür
faşizme karşı kavgada
devrimcide yürek közdür”

devletin saldırıları günden güne yoğunlaşıyordu. denizler yakalandı önce. sonra hüseyin. mart kara bir bulut gibi çöktü ülkenin üzerine. radyoda devamlı “teslim olun” anonsları vardı. “seni asacağız” diyen içişleri bakanı’nın suratına gülerek bakmıştı deniz ve “beni neremden asacaksınız” diye dalga geçmişti.

kahramanları canlı olan bir efsane yazılıyordu her gün. bugün anlatılan, o efsanenin sadece bir sayfasıdır.

31 mayıs 1971 günü sarıldı çevreleri nurhak’ta. 31 mayıs’ta kan kustu makinalılaréüç fidan düştü toprağa. bölgede bulunan, yılmaz erkekoğlu isimli subay olaydan sonra şöyle anlattı gazetecilere:

“inekli köyünde 31 mayıs 1971 tarihinde meydana gelen silahlı çatışmada ölen sinan cemgil, kadir manga ve alpaslan özdoğan’ın ailelerine cenazelerini alıp almayacakları şeklinde, gölbaşı cumhuriyet savcılığı’na telgraf çekilmişti.

geldiler!

oğlunun cenazesinin teslim aldıktan sonra adnan cemgil, bir konuşma yaptı. hatırlayabildiğim kadarı ile içeriği şöyleydi:

‘ben varlıklı bir aileden geliyorum. kendim öğretmenim. ekonomik durumum oldukça iyidir. oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. en iyi okullarda okuttum. ülkenin en güzide üniversitesi olan orta doğu teknik üniversitesi’nde okuyordu. hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. bu sonuç olmasa yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. bunu bilesiniz diye söylüyorum.’

köylülere baktım. biraz önce dikkatlice dinledikleri adnan hoca’nın sözü bitince, başlarını öne eğdiler.”

adnan cemgil iyi bir evlat yetiştirmiş olmanın gururunu yaşarken, bir yiğit delikanlıyı, arkadaşını, yoldaşını yitirmiş olmanın acısıyla doluydu. her zaman onur duydu oğluyla, her zaman gururlandı.

“her seher vaktinde tan atışında
kızıl güller açtı dağlar başında
faşist namluların her kurşununda
dirildik ey halkım unutma bizi!”

ama sinanlar bitmedi.

sinan, kadir, alpaslan için 34 yıl sonra söylenebilecek çok fazla bir söz yoktur. hala yüreklerde, bilinçlerde, hala küçücük çocukların isimlerinde yaşıyorlar.

özgür politika 31 mayıs 2005

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: