nurhak’ta güneş batmaz

6 06 2005

celal başlangıç

sinan, kadir, alpaslan 34 yıl önce öldürüldü nurhak’ta. 68’li yoldaşları, 78’li inançdaşları, 88’li, 98’li inatdaşları, şiirleri, türküleri ve destanlarıyla başucundalardı sinan cemgil’in…

nüfus kâğıtlarına göre bazıları 60’ına doğru son basamakları çıkıyordu, hatta üzerine basanlar bile vardı 60’ının. yanlarında 20’li yaşlarını süren çocukları vardı bazılarının. ama hepsi çocuklarının yaşlarına dönmüştü sanki. yüzlerine üniversiteli yıllarının ilk gençlik anlatımı gelip konmuştu. büyükparmakkapı’daki afrika han’da, saygı’nın akşam sefası’nda toplanmışlardı.

herkes o akşamın gündüzünü konuşuyordu. bir anda sinan’ın mezarının başucuna gelip konuşan dal gibi incecik, 20’sini bile aşmamış görünen genç kızın bir cümlesine çok vurulmuşlardı.

“onlar kadar inançlı ve inatçıyız” diye başlamıştı söze al yanaklarıyla. “heyecanlıyım, hoşgörün” derken az önceki konuşmasıyla ‘sinan’ı en güzel anlatan’ ertuğrul kürkçü’nün nemli gözlerine değdi bakışları. kuşaktan kuşağa sevgi ve inanç şelalesiydi yaşanılan an. sinan’ın odtü’ den arkadaşıydı ertuğrul. o gencecik kız ise sinan’ın oğlu taylan’dan bile küçüktü.

gözyaşlarını paylaştılar

“odtü’ye geldiğimde yolunu arayan bir gençtim” demişti ertuğrul az önce. bir gün okuldaki bir forumda konuşurken gördüğü sinan’ın nasıl etkileyici bir konuşmacı olduğunu anlatmıştı. sözü, nurhak’ta öldürüldükten sonra gazetelerde yayımlanan görüntüsüne gelince gözyaşlarını tutamadı ertuğrul. ama yalnız o değil, mezarlıktaki herkes o anı kendi gözyaşlarıyla paylaşıyordu ertuğrul’la.

sinan’la birlikte ülkeleri ve insanları için nurhak’a çıkanlardan atilla keskin, tuncer sümer, osman bahadır ile sinan’ı motosikletle nurhak’a getiren tayfur cinemre de karacaahmet’teki mezarının başındaydı. 68’li yoldaşları, 78’li ‘inançdaşları’, 88’li, 98’li ‘inatdaşları’ şiirleri, şarkıları ve destanlarıyla gelmişlerdi.

herkes oradaydı. sinan’ın cenazesini almaya gidenlerden aile dostları, ‘öldükleriyle kalmadılar’ kitabının yazarı orhan iyiler… sinan’ın babası adnan ile annesi nazife’nin de mezarları yan yanaydı.

takvim 31 mayıs 1971’de dondu

31 mayıs 1971 pazartesi günü, radyonun 13.00 haberlerinde peş peşe iki haber yayımlanmıştı. birinci haberde, adıyaman’ın gölbaşı ilçesi inekli köyü’nde jandarmalarla girdiği çarpışma sonucu odtü öğrencisi sinan cemgil ile alpaslan özdoğan ve erzurum atatürk üniversitesi öğrencisi kadir manga’nın öldürüldüğü, mustafa yalçıner’in yaralı, hacı tonak’ın da sağ yakalandığı açıklanır. ikinci haberde de cihan alptekin ve tayfur cinemre adlı gençlerin tekirdağ’da jandarma tarafından yakalandığı açıklanır.

turhan feyizoğlu’nun ‘nurhak dağlarından sonsuzluğa’ adlı kitabında denizli’nin buldan ilçesinde oturan yazıcıoğlu ailesi damatlarının öldürüldüğünü duyunca yıkıldığını anlatır. “çok sevdikleri sinan’ın duvarda asılı duran fotoğrafına bakarak ağlayan yazıcıoğlu ailesi, duvarda asılı olan takvimin yaprağını o günden sonra koparmaz. takvim 31 mayıs 1971 tarihinden itibaren koparılmamış olarak halen duvarda asılı durmaktadır.”

cemgil ailesi de oğullarının öldürüldüğünü radyodan duyar. adnan cemgil, nazife cemgil ve aile dostları orhan iyiler sinan’ın cenazesini almak için gölbaşı’na gider. emekli albay olarak ordudan ayrılan ve o sıralar sinanları yakalamakla görevli bir subay olan yılmaz erkekoğlu daha sonra yazdığı ‘nurhak ey nurhak’ adlı kitabında o günü objektifliğiyle anlatır:

‘o, sizin için öldü’

“geldiler!.. evraklar imzalandı, başsağlığı dilendi. cenazeler teslim edildi. baba adnan cemgil, şu konuşmayı yaptı:

‘ben varlıklı bir aileden geliyorum. öğretmenim. ekonomik durumum oldukça iyi. oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim. en iyi okullarda okuttum. ülkenin en güzide üniversitesi odtü’de okuyordu. hiçbir şeye ihtiyacı yoktu. ölmese yüksek mühendis çıkacak ve o da varlıklı bir hayat yaşayacaktı. fakat o sizin iyiliğiniz için öldü. bunu bilesiniz diye söylüyorum.’

köylülere baktım. adnan hocanın sözü bitince başlarını öne eğdiler.”

‘bizim aile direnmeyi sever’

sinan’ın babası adnan ve annesi nazife de sosyalist mücadelenin içinden geliyordu. yaşamları boyunca inançlarının bedelini ödemişlerdi. sinan’ın yoldaşı atilla keskin’in anlattığına göre bir gün sinanların göztepe’deki evlerine gidiyorlarmış. apartmanların arasında kalmış, beton bloklara direnen bir köşkü görünce “şuna bak” demiş, “nasıl da direniyor”. sinan gülmüş: “o bizim ev. zaten bizim aile de direnmeyi çok sever.”

sinan’ın yoldaşları mezarını yeni yaptırmışlar, anma toplantısının yapıldığı günün sabahına kadar sürmüştü çalışmaları. yenilenen mezarın başındaki anma toplantısını tuncer sümer yönetiyordu.

1969’da filistin’e gitmişti tuncer. dönüşte yakalanıp sekiz ay hapis yatmıştı. “iki gruba ayrılmıştık. ben de sinan’la aynı gruptaydım. son anda sinan bana ‘sen ikinci grubun başında kal’ dedi. ben o bölgedendim. yöreyi biliyordum. keşke onlarla kalsaydım” diyor tuncer sümer. sinan’ın eşi şirin cemgil kilometrelerce uzaktan bir mesaj göndermişti, “aranızda olmak isterdim. orada, ömrümün sessiz çığlığının yankılandığı, sevdiğimin gömülü olduğu yerde” diye başlayan. orhan alkaya okuyordu şirin’in mesajını.

“şimdi burada duyulan 31 mayıs’ın, nurhak’ın sessiz çığlığı. ölmek var dönmek yokun evlatları olan sinan’ın, kadir’in, alpaslan’ın devrimci kararlılığı! bizler de nurhak’ın sessiz çığlığını duymak ve duyurmak için bir kere daha toplandık işte burada. onların umutsuzluk içinde umut oluşları yankılanıyor kulaklarda ve her zamandan daha çok bugün onların hamurundan olan insanlara, devrimcilere insanlığın ne denli ihtiyacı olduğunu duymaktayız ta yüreğimizde.”

‘ne çok özledim…’

bir de sinan’ın 2. ölüm yıldönümünde 31 mayıs 1973 tarihli günlüğüne yazdığı şiiri göndermişti şirin. ‘ne çok özledim sana ‘sevdiğim’ demeyi’ dizesiyle başlıyordu alkaya’nın okuduğu şiir. ardından ufuk karakoç o güzelim sesiyle sinan’ın çok sevdiği ruhi su türkülerini çalıp söylemeye başladı.

sinan’ın 68’li arkadaşları o günün anısına hazırladıkları metinde, “uğruna yaşamlarını feda ettikleri ‘yaşanılası bir dünya’ için çabalarımızı artırdığımız ölçüde onlara daha yakın, hatıralarına daha saygılı oluruz” diyorlardı.

aslında o dönem yaşananlar ülkesini ve insanlarını canını verecek kadar seven gençlere; hem de her biri ayrı bir yetenek, ayrı bir birikim sahibi olan gençlere hoyrat ve ceberrut yönetimlerin dayattığı seçeneksizlikti.

anma toplantısı bitmişti. herkes yüklendiği ağır duyguları omuzlarında taşıyordu sanki karacaahmet’ten ayrılırken ve bir türküyü söylüyorlardı usul usul:

“nurhak sana güneş doğmaz… uçan kuşlar yuva kurmaz.” elbette doğmaz; çünkü nurhak’ın güneşi hiç batmaz!

radikal, 06 haziran 2005

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: