darbeder yazı

7 07 2006

gökçe sağlam

türkiye cumhuriyeti tarihini büyüteç altına aldığımızda, 83 yıllık cumhuriyetin bir darbeler tarihi haline getirildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. ilk olarak 27 mayıs 1960’la başlayan askeri darbeler silsilesi neredeyse 10 yılda bir tekrarlanan bir gelenek gibi devam etti. 1960 darbesini, 12 mart 1971 askeri muhtırası, 12-eylül-1980 darbesi ve son olarak da 28 şubat 1997 (post-modern) darbesi takip etti. bu olayların meydana geliş süreçlerinde ve sonrasında türk medyasının fonksiyonu ve darbelere karşı aldığı duruş şekli ise en az türkiye demokrasisi kadar nev-i şahsına münhasırdır. bunların içinde basın ve demokrasi tarihi açısından en incelenmeye değerlerinden biri de 12 mart muhtırası, ardından gelen deniz gezmiş’lerin idamı ve bu süreçte türk basının olaylara yaklaşımıdır.

fakat deniz gezmişlerin idamını ve türk basının bu olaya karşı yaklaşımını analiz etmeden önce kısaca sürecin başlangıcından idama kadar olan dönemi kısaca hatırlatmakta fayda var.

27-mayıs-1960 darbesi sonunda başbakan adnan menderes ve iki bakanı hasan polatkan, fatin rüştü zorlu idam edilmiş ve ardından 1961 yılında yeni bir anayasa kabul edilmişti. bu yeni anayasa daha öncekine göre görece daha özgürlükcü, halka daha çok katılım hakkı tanıyan bir yapıya sahipti. menderes dönemindeki baskılardan kurtulan türk medyasında da bir özgürlük rüzgar esmeye başlamış ve insanlar yüksek sesle konuşur, tartışır,okur hale gelmişlerdi. bu durum en fazla da gençliği etkilemişti. 61 anayasasının getirdiği özgürlükçü ortamda yetişen ülke gençliği, o sırada dünyayı da saran 1968 gençlik hareketlerinin de etkisiyle çok okuyan, tartışan, ülke sorunlarıyla ilgili ve daha çok özgürlük talep eden bir kuşak haline geldi.

bu dönemde sosyalizm de türkiye’de yükselişe geçmişti. ülkenin önde gelen aydınları türkiye işçi partisi çatısı altında toplanıyor ve sosyalist bir parti olarak tip ilk kez tbmm’ye giriyordu. anti-emperyalist anlayıştan yola çıkan üniversite gençliği de büyük bir çoğunlukla tip’e destek veriyor öte yandan da dev-genç ve fikir kulüpler federasyonu çatısı altında örgütleniyorlardı. önceleri daha özgür bir üniversite için yola çıkan devrimciler daha sonra ülke sorunlarına da aktif olarak sahip çıkmaya başladı. bu dönem de bazı öğrenci liderlerinin ismi ön plana çıkmaya başlamıştı. bunların içinde ise adı en çok duyulan istanbul üniversitesi hukuk fakültesi öğrencisi deniz gezmiş’di. türkiye’de gezmiş ve arkadaşlarının başını çektiği eylemlerde “bağımsız türkiye” ve “anti-emperyalizm” kavramları öne çıkıyor, türkiye’nin amerikan güdümlü sömürge bir devlet olmasını kabul edemiyorlar, işçilerin ve köylülerin grev ve eylemlerine de destek veriyorlardı. bu dönem de en göze batan olaylardan bazıları istanbul üniversitesinin işgali, türkiye’ye gelen amerikan 6. filosuna karşı yapılan eylemler ve kanlı pazar, 9-10 haziran olayları. peki ne oldu da özgürlükten , bağımsızlıktan ve bilimsellikten başka hiçbir şey istemeyen öğrenciler silaha sarılamak durumunda kaldı?

bu soruyu devrimci öğrenciler yukarda bahsedilen faaliyetleri gerçekleştirirken, bunlara karşılık olarak devletin ve sağcı-gerici grupların izlediği yolu anlatarak cevap verebiliriz.

10 şubat 1969 günü istanbul’a gelen amerikan 6. filosunu protesto eden yüksek öğrenim gençliği “bağımsız türkiye” diye bağırarak yürür, polis yürüyüşçülere saldırınca 15 öğrenci yaralanır 20 öğrenci gözaltına alınır, 16-temmuz-1969 günü devrimci öğrenciler 6. filoyu protesto ederler. olayın üzerinden 24 saat geçmeden 17-temmuzda polis, gümüşsuyu itü öğrenci yurdunu basar ve tip üyesi vedat demircioğlu isimli öğrenci polis tarafından camdan atılır, mehmet şevket eygi’nin islamcı gazetesi bugün, amerikan 6. filosuna karşı gösteri yapan öğrencileri kafir ilan ederek: “kafirleri boğmanın vakti geldi!.. 6. filoya karşı çıkanları gebertmek için and içildi!..” başlığıyla çıkar. 30 bin kişinin katıldığı taksim mitingi öncesi, planlı bir şekilde şeriatcı ve ülkücü gruplar taksim’de konuşlandırılır. bu gruplar ap’den aldıkları güçle, polislerle birlikte kitlenin üzerine taş, sopa, silah ve bombalar yağdırır. saldırılar sonucu yüzlerce kişi yaralanırken tip üyesi iki devrimci hayatını kaybeder, 23-eylül-1969 da mustafa taylan özgür ise polisten kaçmak isterken beyazit meydani’nda silahla vurularak öldürülür. öte yandan ülkücüler komando kamplarında eğitilerek devrimci gençlerin üzerine saldırtılır. ve bu sırada her zamanki gibi başbakan süleyman demirel’dir.

bu ve benzer olayların artarak sürmesi sonucunda deniz gezmiş’in başını çektiği bir gurup devrimci sistemin ancak silahla değişebileceğine ve kendilerini korumak için de başka çarelerinin kalmadığına karar verdi. gezmiş ve arkadaşları bunun üzerine fkö kamplarına giderek orada gerilla eğitimi aldılar, devrim yapmak için kurdukları örgüt adına banka soydular, amerikalıları kaçırıp fidye istediler, polislerle sayısız çatışmalara girdiler. ve her zaman olduğu gibi ordu durumdan rahatsız olarak t.b.m.m’ye 12-mart-1971’de zehir zemberek bir muhtıra verdi. bunun üzerine demirel istifa etti ve yerine başbakan olarak nihat erim atandı. öte yandan deniz gezmiş ve arkadaşlarının etrafındaki çember iyice daralmıştı. sonunda gezmiş ve arkadaşları 16-mart-1971’de yakalandı, askeri mahkemede “yargılandıktan” sonra 6-mayıs-1972 de gezmiş, yusuf aslan ve hüseyin inan’la birlikte idam edildi.

12 mart’ın meydana gelme sürecini, deniz gezmiş kim olduğunu kısaca anlattıktan sonra o tarihlerde olaylarla ilgili gazetelerde çıkan haberleri daha kolay inceleyebiliriz. özellikle kemal ılıcak’ın sahibi olduğu tercüman gazetesi attığı manşetlerden, yaptığı haberlerden ve de rauf tamer imzalı köşe yazılarından birkaç örnek vererek tercüman gazetesinin nasıl gazetecilikten uzaklaştığını anlayabiliriz.

deniz gezmiş yakalandıktan iki gün sonra tercüman gazetesi çarpıcı bir manşetle çıkar. manşet aynen şöyledir; “deniz gezmiş odtü’de harem hayatı yaşamış”. haberin alt başlığında ise konuyla ilgili derin(!) bir bilgi veriliyordu; “ kaçmaması için tedbir alınan sanık 20 kızla sevişiyormuş.” bu tür bir manşet ve başlıktan sonra haberin devamını okuduğunuzda ise atılan manşetle ilgili tek bir kelimeye rastlayamıyorsunuz. haberde sadece gezmiş’in konduğu cezaevi hücresinde 25-30 kişiyle kaldığı ve muhtemelen sinop cezaevine gönderileceği yazılı. peki hiçbir dayanağı olmayan bu manşet neden yapıldı? dev-genç başkanı ertuğrul kürkçü bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “bu tip haberler deniz’in devrimci mücadelesini halkın gözünde küçük düşürmek için uydurulmuştur. günün 24 saatinde devrimci mücadele ile uğraşan bir kimsenin kadınla-kızla uğraşacak vakti olamaz”. gazeteci-yazar ahmet kahraman’da bu konuda şunları yazmaktadır: “gerçekten deniz gezmiş’in bir sevgilisi yoktu. olması da olanaksızdı. çünkü deniz sürekli kovalanan bir kişiydi. saklanmadığı zamanlarda cezaevindeydi. her insan gibi onun da sevdiği, istediği,birliktelikten mutlluluk duyduğu bir kadın olabilirdi. ama bu ortamı bulamadı. bira yada şarap bardağı arkasından bir genç kız bakma olanağı bulamadı”. gerçekten de gezmiş’in yaşamına baktığınızda sürekli kaçışlarla, cezaevleriyle geçen günlerin tükenmediğini görüyoruz.

tercüman gazetesi de bu yayını yaparken elbette ki böyle bir durum olmadığını biliyordu. ancak tercüman gibi bağımsız olmayan, gazetecilik yapmak yerine sistemin ardına takılıp, ondan nemalanan bir gazetenin kendi iktidarına başkaldıran isyancılara sıcak bakamayacağı, objektif bile davranamayacağı bir gerçektir.

tercüman manşetleri ve haberleriyle denizler’e saldırırken gazetenin yazarları da boş durmuyor, özellikle rauf tamer “sözün kısası” ismli köşesinde hem idam cezasının gezmiş’e uygulanması için adeta çığlıklar atıyor bir yandan da idama karşı olanlara tehditler savuruyordu. 8 nisan 1972 günü “iptal” başlıklı yazısında şunları yazıyordu:

“idamlara dair kanun iptal edildi.
ne demek iptal?
ısterseniz gelin kelimenin menşeini araştıralım
iptal
ipta
ipt
ip.
gördünüz mü, sonunda yine ip çıkıyor.”

işte bu yazı bile tercüman gazetesi’nin ve gazete kadrosunun gazetecilik bir yana insanlık onurundan bile ne kadar uzak olduğunun ispatı olmuştur. hiç kimseyi öldürmemiş bir insanı adeta tempo tutarak ölüme yollamak, idamı üzerine “espri” yapmak da tercüman gazetesi ve rauf tamer için yeterli olamadı.

8 mayıs 1972 tarihli,yani idamdan iki gün sonra çıkan tercüman gazetesi’nde yine dev puntolardan oluşan idam manşeti şöyleydi: “3 infaz iki saat içinde yapıldı. ıdamdan önce dini telkin istemediler”. adeta zafer çığlıkları atarak çıkan gazete üç genç insanın iki saat içinde asılmasını büyük bir zafer, rakorlar kitabına geçebilecek bir başarı olarak veriyorlardı. manşette ise öldürülenlerin büyük bir açığını yakalamışcasına dini telkin istemediklerini söylüyordu. bu dünyada eşi benzeri görülmemiş gazetecilik anlayışının türk basınında dönem dönem örneklerine rastlamış olsak da tercüman gazetesi de basındaki kirlenmeye, gazeteciliğin iktidarın neferi hali gelmesine ciddi katkıları olmuştur. tercüman’la birlikte rauf tamer de bir türlü hızını alamıyor, 8 mayıs 1972 tarihli idamlardan sonra çıkan ilk yazısının başlığını “sağ-sol yok, vatan var” şeklinde koyuyor ve yazısında idama karşı çıkmış ve denizler’e sempatiyle bakan herkese tehditler ve hakeretler yağdırıyordu.

“ve işte en açık lisanla söylüyorum, bazı sapık dostlarıma sesleniyorum. lütfen yanıma sokulmayın.
hatta selamı sabahı kessek daha iyi olacak.
aksi halde teker teker hepsine kötülüğüm dokunabilir, dikkat!…
biz de kendi davamıza inanmışız o kadar.
beyler, susmak yok artık.
böyle konuşanları derhal ihbar edeceksiniz.
herşeyi sıkıyönetimden ve hükumetten beklemeyelim”

ülkenin “büyük” bir gazetesinde yazan “büyük” yazarının idamdan sonra ki sözleri bunlar.

haberciliği devlet hizmetkarlığı, yazarlığı ise tetikçilik ve ajanlık olarak gören türkiye gazetesi sahibi ılıcak ailesi ve rauf tamer, türk basınında profesyonel yurt severliğe ve iktidar sevmeye devam ediyorlar. dönem dönem tabi ki kendileri de haber olmaya devam ederek.

tercüman’ın sahibi kemal ılıcak’ın ismi ilksan skandalına karıştı ve yüreği buna dayanamayarak durdu. nazlı ılıcak yıllarca peşinden gittiği dp-ap-dyp çizgisinden koparak erbakan’ın refah partisinden milletvekili oldu. rp kapandı, ılıcak orduya hakaretten yargılandı, siyasi yasaklı oldu. nazlı-kemal ılıcak çiftinin oğlu mehmet ali ılıcak, akşam gazetesini çıkarttı, halktan televizyon verme vaadiyle para topladı ve vermedi. bu yüzden dolandırıcılıktan yargılandı, askerlikten kaçtı,yurtdışına giderek uzun süre türkiye’ye dönemedi, bedelli askerlik çıkınca geri döndü. şu annesi nazlı ılıcak ile tercüman gazetesini yeniden çıkarıyor. rauf tamer, batık egebank’ın sahibi murat demirel’den 1 milyon dolar komisyon almakla suçlandı, deliller yetersiz kaldı.

deniz gezmiş’in adı ölümünden 30 yıl sonra bile yeni doğan çocuklara veriliyor. ıdam cezası kalktı…

gökçe sağlam, 07 temmuz 2006

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: