iki elim daima yakalarında olacak

23 08 2007

halenurozgurkiyici2.jpg
cumhuriyet gazetesi’nin imtiyaz sahibi ve başyazarı ilhan selçuk, “ben işkencecilerimi affettim” diye yazdı. bu sözlere en çarpıcı tepki, 1969 yılında istanbul üniversitesi önünde katledilen, ’68 kuşağı öğrenci liderlerinden taylan özgür’ün ablası hale nur özgür kıyıcı’dan geldi. kıyıcı, selçuk’a yazdığı mektupta “ben affetmedim” diye tepki gösterdi. ’68-’71 devrimci kuşağını yakından tanıyan, 38 yıldır adalet mücadelesi veren kıyıcı, işkenceciyi affetmenin katilleri de affetmek anlamına geleceğini belirtti.

hale nur özgür kıyıcı’ya bodrum’daki evinde konuk olduk. 19 haziran 1971’de, eşi avukat mustafa lütfi kıyıcı ile birlikte, “kırmızı aydınlık” davasından tutuklanan; kartal, maltepe, selimiye ve sağmalcılar cezaevlerinde yatan hale kıyıcı’ya katliamı, dönemi, 38 yıllık adalet mücadelesini ve ilhan selçuk’u sorduk. “katillerin peşini bırakmayacağım” vurgusunda bulunan kıyıcı, “artık ilhan abi benim tanıdığım ilhan abi değil. belki geçmişte de değildi, ben yanlış tanımışım” dedi. kıyıcı, “ben sosyalizme inanıyorum” şeklinde konuştu.

kardeşiniz mustafa taylan özgür’ün katliam davası, türkiye’nin yakın tarihinin ilk “faili meçhulleri” arasında bulunuyor. faili meçhul cinayet ne anlama geliyor?

şimdi faili meçhul derken, hukuken faili bilinmeyen kişi. ama taylan’da böyle bir şey yok, faili biliniyor. yani, en azından 1990 yılından itibaren biz biliyoruz. ’90 yılında, talan turhan’ın gazeteciler cemiyeti lokali’nde yaptığı bir basın toplantısında, taylan’ın katilinin, 1969’da üsteğmen olan ve 1990 yılında da halen görevde olan üst düzey bir generalin olduğunu öğrendik. daha önce bilindiği gibi lisan çakıcı adlı bir polis memuru yakalandı, yargılandı. ama bu adam, türkiye’de kendisini ‘sol’cuyum diye adlandıran bazı insanların yapmadıkları tanıklıklar sayesinde beraat etti. ve sonuçta taylan’ın dosyası ‘faili meçhullere’ katıldı. ama bu dosya, ’90 yılından itibaren faili bilinen konumunda. ve 17 yıldır, talan turhan bu üst düzey generalin ismini açıklamıyor. biz talat turhan’ı bu konuda zorladığımız zaman bize, “ben, dosyayı 1978 yılında h. fehmi güneş’e teslim ettim” diyor. ve tanık da gösteriyor; turhan, “dosyayı fehmi güneş’e verdiğim sırada odada uğur mumcu, ertuğrul günay ve deniz baykal da vardı. ben üsteğmenin kim olduğunu bildiren dosyayı teslim ettim, ben görevimi yaptım” dedi. bununla ilgili hiçbir dava açılmadı. 17 yıldır biz bu üst düzey generalin kim olduğunu soruyoruz. genelkurmay başkanlığına, meclis başkanlığı’na her yere baş vurular yaptık, bir sonuç alamadık. yani, faili meçhul değil, bu katliamın faili biliniyor, diğerleri gibi. talat turhan’ın “çeteleşme” kitabında da bu bölümü anlatan sayfalarında aynen şöyle geçiyor, “devlet cinayet işlemiştir.” harp okulundan ’64-’65 mezunu olan ve ’90 yılında üst düzey general olan bütün herkes benim gözümde zanlıdır. bu kadar açıktır. burada bir düğümü çözdük aslında. ve benim amacım, sadece kardeşimin katilini bulmak değil. bir delil bulduk ve bu delilin ucunda da belki diğer faili meçhullere de ulaşacağız.

taylan’ı öldürdüğü söylenen polis lisan çakıcı, yurt dışına kaçırıldı ve “cinayet dosyası” kapatıldı. ilsan çakıcı bir tetikçi miydi? yoksa azmettiricileri saklamak için öne sürülmüş bir piyon muydu?

lisan çakıcı; katil miydi, değil miydi? bu adam gerçekten taylan’ın vurulduğu sırada orada olan bir kişi, katili de tanıdığından eminim. ve bu adam sürekli kollandı. adamın polislikten atıldığı söylendi, adamı kumkapı temizlik işlerinde personel şefi olarak gördük. temizlik işleri şefliği yapamaz dedik. çünkü, akli dengesi yerinde mi değil mi diye adamı bakırköy’e yatırmışlardı dava sürerken. daha sonra sarıyer itfaiye memuru yaptılar. yani sürekli kolladılar bu adamı. talat turhan’ın açıkladığı, ’90’larda üst düzey general olan kişi şu an belki aramızda dolaşıyor. ve devlet de bunu biliyor. başka bir şey de turhan, ’90 yılına kadar neden sustu? lisan çakıcı’nın yargılandığı dava 77’de bitti. lisan çakıcı, olayı örtbas etmek için öne sürülmüş bir şahısdır.

taylan, 6 ocak 1969’da amerikan elçisi kommer’in makam arabasını odtü’de yakan devrimci gençlerden biriydi. bunun için hedef alınmış olabilir miydi? keza lisan çakıcı’nın cebinden, kommer’in arabasını yakanların bir listesinin çıktığı söyleniyor…

evet. vietnam kasabı kommer’in arabasını yakan gençlerin çoğu öldürüldü. ama, lisan çakıcı’nın cebinden kommer davasından yargılanan 11 kişinin ismi çıktığı söylentileri yanlış. çünkü, lisan çakıcı, 1975 yılında yakalandı ve bizim sayemizde türkiye’ye getirildi. çakıcı’yı, 1975 yılında almanya köln konsolosluğu’nda görevliyken bulduk. onu biz bulduk, devlet falan bulmadı. devlet adamı zaten yurtdışına kaçırmış, hatta görevlendirmiş.

mto.jpgtabi kommer’in arabasını yakılması olayından taylan ve diğerleri bilinçli seçildi. ama asıl önemli olan, 1969 yılında meclis kürsüsünden, tabi senatör haydar tunçkanat, kommer’in arabasını yakan 26 genç için cıa’nın ölüm fermanı verdiğini açıkladı. bunlar o dönem meclis konuşma zabıtlarında var. yani amerika, bu gençler için ölüm fermanı verdi ve uygulandı. mesela taylan’ın da beyninden öldürüldüğü yazılıyor bazen, bu da yanlış. taylan, arkasından tek kurşunla, 2 metre 90 santimden, karaciğer’e giren tek kurşunla öldürüldü. ama taylan kanamadan öldü. çünkü taylan saat yarım gibi vuruluyor ve iki buçuğu beş geçe haseki hastanesi’ne getiriliyor. iki saat zaman beyazıt’taki toplum polisi karargahı’nda taylan’ı coplarla dövüyorlar. morgta bütün vücudu simsiyahtı, cop izleri vardı. bununla ilgili de içişleri bakanlığı’nı dava ettik ve bakanlık tazminata mahkum oldu.

“üst düzey bir general tarafından öldürüldü” açıklamasını nasıl karşıladınız?

ben bir vatandaş olarak, 2006 yılında tbmm başkanlığına bir dilekçeyle baş vurdum ve meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep ettim. meclis başkanlığı bana; “20 milletvekilinin imzasıyla ancak bu konuda bir önerge verilebilir” yanıtını verdi. halbuki, meclis başkanı direkt bunu dilekçe komisyonuna havale edip, bu konuda araştırma komisyonu kurulması için var olan yetkilerini kullanabilirdi, ama bülent arınç işi yokuşa sürdü. ben de çıktım ortaya, 20 milletvekili arıyorum dedim. ilk olarak ertuğrul yalçınbayır aradı beni. daha sonra amasya bağımsız milletvekili mustafa sayar aradı. ve onun sayesinde 20 milletvekilinden imza alarak, meclis başkanlığına sunduk. şu anda dilekçe 315.sırada. yeni hükumet kurulduktan sonra bakalım ne yapacaklar? çok merak ediyorum, faili meçhule kurban gitmiş gazeteci uğur mumcu’nun eşi şükran güldal mumcu da meclis’e girdi. bakalım, güldal mumcu, meclis’te sadece el mi kaldırıp indirecek yoksa geçekten bir şeyler mi yapacak? takip edeceğiz. keşke güldal mumcu bağımsız olarak adaylığını koysaydı, çok daha onurluca olurdu.

ilhan selçuk, “ben işkencecilerimi affettim” diyerek bir yazı yazdı. ve siz de “ben affetmedim” dediniz. işkenceciyi affetmenin sonu katilleri de affetmek anlamına gelir dediniz. ne anlama geliyor sizce selçuk’un yazısı?

öncelikle belirteyim ki, ben o mektubu özel yazmıştım, yani internette ve şu ana kadar yayınlanan hiçbir gazeteye ben göndermedim, nasıl aldıklarını da bilmiyorum. artık ilhan abi benim tanıdığım ilhan abi değil. belki geçmişte de değildi, ben yanlış tanımışım. ilhan abi’nin hala bu cuntacı tavrı bu ülkeye çok zarar veriyor, bundan eminim artık. şimdi geçen gün oktay akbal’ın bir yazısı yayınlandı. diyor ki, “chp bizim chp’miz değil.” eğer chp bizim chp’miz değilse, niye chp’ye oy verin diye cumhuriyet gazetesi haftalarca yayın yaptı? ilhan selçuk, kendisi affedebilir. türkiye’de affeden insanlar da olabilir. ben, liboşlar diye anılan insanların affettiğini zannediyordum, ama yanılmışım. esas biz içerden yıkıldık. ilhan selçuk, ziverbey günlerini nasıl unuttu? gerçi kendisi o dönem pek işkence görmedi. ama 12 eylül’deki işkencenin haddi hesabı yoktu. o beş generalin yargılandığı günü ben inşallah göreceğim. ömrüm inşallah yetecek ve bizler göreceğiz.

taylan’dan sonra da bir çok defa siyasi cinayetler yaşandı ve hepsi “faili meçhul” olarak nitelendirildi. özgür ailesinin 38 yıldır adalet arayışı sürüyor. sizce adalet nasıl sağlanabilir?

benim adalete inancım kalmadı. yani; bu ülkede adalet olsaydı, bir adalet bakanı kalkardı, var olan yetkilerini kullanırdı. adalet bakanı reysen bu konuda bir şeyler yapardı, adalet bakanı da böyle bir şey yapmadı. veya bu ülkede hiç mi savcı yok? ama diyeceksiniz ki savcılar da korkuyor. doğru, van savcısının başına gelenler gibi. mesela sacit kayasu çıktı, adamı hemen görevden aldılar.

araştırma komisyonu dilekçenize chp’li berhan şimşek ve zülfü livaneli imza vermedi. neden?

bu imzayı direk ben toplamadım, amasya milletvekili mustafa sayar topladı. ve onların da sırf imzası olsun diye bir hafta dilekçeyi beklettiğini söyledi. berhan şimşek, grup kararı olmadan, yani deniz baykal izin vermedikçe imza atmam demiş. berhan şimşek’in formasyonu demek ki buymuş. zülfü livaneli de bir hafta boyunca bu dilekçeyi bekletti ve imza atmadı. livaneli, “ulaşa ulaşa” türküsünü unutmasın, nasıl meşhur olduğunu unutmasın. onu bu halk meşhur etti. yazık diyorum sadece çok yazık…

meclis genel kurulu’nda 13 aralık 2006’da yapılan oturumda bu önerge konuşuldu. fakat, “sırası geldiğinde, gündemdeki yerini alacaktır” denildi. sizce 38 yıllık bir bekleyişin sırası gelmedi mi?

şimdi bakın aslında meclis’te herhangi bir grubu bulunan bir parti, grup bu konu için eğer müracaat ederse, bu dilekçe gündemin birinci sırasına gelir. mesela, şimdi meclis’te bağımsız ve dtp’li milletvekilleri bulunuyor ve grup oluşturdular. bu konuda onlardan faili meçhule kurban gidenlerin aileleri çok şey bekliyor. geçmiş dönemde, meclis’te bulunan tüm partilerin hepsine faks çektim, yazı yazdım. ama hiçbiri ilgilenmedi. şimdi bekleyeceğim, eğer hiçbir şey çıkmazsa, aihm’e gideceğim. ve 550 milletvekilini dava edeceğim. pardon dtp’liler hariç.

taylan’ın, 1968 yazında odtü stadyumu’na hüseyin inan ve diğer arkadaşları ile yazdığı ‘devrim’ yazısı 38 yıldır silinmedi. bu yazının macerasını hiç taylan’dan dinlediniz mi?

nasıl yazıldığına dair, bir şey hatırlamıyorum, seneler geçti. onlar zaten çok zeki çocuklardı, sadece laboratuvara falan gittiklerini hatırlıyorum arkadaşlarıyla. ama önemli olan o yazı hala orada. ve gençler, her sene o yazıyı yeniden yazıyor. ve ben bu ülkede bir gün devrim olacağına inanıyorum, hala umudum var, sosyalizme inanıyorum. bütün dünya insanlarının da sosyalist sistemle insanca yaşayacağına inanıyorum. bunu başaracağımıza da inanıyorum. bu dönemler bir geçiş süreci. bu halk bir gün doğruyu ve dostunu anlayacak. çünkü denizler, taylanlar, sinanlar tüm çocuklar, ülkelerini gerçek anlamda seven insanlardı. başka çıkarları yoktu. şimdi ki, “vatan-millet-sakarya” diyenlere inat, gerçek yurtseverdi onlar.

’12 eylül ve demokrasi’, ’12 eylül ve adalet’ deyince aklınıza ne geliyor?

benim aklıma ilk önce erdal eren geliyor, 17 yaşındaki bir çocuğun asılması geliyor. 12 eylül işkencehanelerinde, üç ay işkencelere maruz bırakılan gencecik çocuklar geliyor aklıma, hücrede saçları bitlenen mine geliyor aklıma. şimdi düşünün, almanya’da nazi suçluları yargılanıyor hala. şili’ye arjantin’e bakın. halk, işkencecilerini, katliamcılarını, darbecilerini yargılıyor. bizde de adamlar hala tatil köylerinde, devlet koruması altında resim yapıyor… darbeci generaller yargılanmadan türkiye’de adalet, hak, hukuk mümkün değil.

susurluk, şemdinli, hrant dink suikastı… perde arkasından hep kontrgerilla çeteleri çıktı. başbakanlar, genelkurmay başkanları, emniyet müdürleri, valiler ise bu çetelere sürekli sahip çıktı. bu nasıl bir ülke?

bu nasıl bir ülke biliyor musunuz? geçenlerde ümraniye’de bir evde cephanelik çıktı ve bir emekli yüzbaşı muzaffer tekin tutuklandı, hapse girdi. muzaffer tekin’in babası raci tekin de 1969 veya 1970 yılında gazeteci ilhami soysal’ı kaçıran adamdı. osmanlı’dan beri bu ittihat ve terakki’ci gelenek sürüp gidiyor. her yan çete doldu. ve bu çeteler devletle iç içe geçmiş. devlet vatandaşa hesap vermeli.

istanbul’a gelmeden bir gün önce taylan, odtü yurtlarında otururken sinan cemgil’e, “çocuğun olursa ismini taylan koy” demişti. ve sinan, çocuğunun ismini taylan koydu. sizin de çocuğunuzun ismi sinan. ve daha nicelerinin isimleri…

biz buna eşimle birlikte şu yanıtı veriyoruz; devlet tüketti, biz ürettik. devlet onları öldürdü ama onların yerine taylanlar, sinanlar, denizler, ibrahim kaypakkayalar doğdu. benim de ilk çocuğumun ismi sinan taylan. sinan cemgil bir gün kaçak olduğu sırada, annemi hastanede ziyarete geldiğinde ben hamileydim. ve sinan giderken, benden çocuğuma ismini vermemi istemişti. ve ben de seve seve ilk çocuğumun ismini sinan taylan koydum. ve sırasıyla cihan, inan, deniz, elif, burcu doğdu.

onlar güzel çocuklardı. mesela kardeşim, çok yakışıklı bir çocuktu, kumraldı. çok iyi ingilizce ve fransızca biliyordu. iyi bir kürekçiydi, okulun basket takımındaydı. zaten öldürüldüğünde de üstünde basket takımının atleti varmış. taylan çok esprili bir çocuktu ve anneme çok düşkündü.

çocukluğundan beri paylaşımcıydı taylan. ve biz, babam subay olduğu için askeri kışlalarda büyüdük, taylan oradaki haksızlıklara ve erlerin dövülmesine çok kızardı, üzülürdü. tabi bu yetişme biçiminden de kaynaklı, annemiz ve babamız da öyleydi. ama sistem bize ümmet olmayı öğretti.

son olarak söylemek istediğiniz varsa…

herkese şunu söylemek istiyorum; türkiye’nin geçmiş tarihini iyi araştırsınlar, okusunlar, sorsunlar. çünkü; yazılanlar, çizilenler gibi değil geçmiş tarih. ve gerçekten bir gün işçi sınıfının iktidarına inansınlar ve kendilerine güvensinler. çünkü o sınıfla kurtulacağız. artık bizim yaşımız geçti. ama ben bile yapabileceğim işleri yaparım. devrimcilere, sosyalistlere çok görev düşüyor.

Atılım, 23 ağustos 2007

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: