thko davası 1 – ortak savunma (1972)

19 10 2007

sayın yargıçlar,

bu savunma, mahkemenizde, anayasayı tağyir, tebdil ve ilgadan yargılanan türkiye halk kurtuluş ordusu (thko) savaşçılarının ortak savunmasıdır.

içinde bulunduğumuz şartlar, geniş bir savunma yapmamızı, ve şahıslarımızda zincire vurulmak istenen bilimi ve gerçekleri savunmamızı gerektiriyor.

amacımız, aleyhimize verilecek cezayı önlemekten çok, doğruluğuna inandığımız doğa ve toplum kanunlarının, insanlık tarihine nasıl yön verdiğini açıklamaktır.

toplumların tarihi, ezenler ve ezilenler arasındaki mücadelelerin tarihidir. çağımıza kadar, bu mücadelelerde ezilenler daima yenilmişlerdir. fakat 20. yüzyıl tarihimiz, ezenlerin barbarlığına ve bütün baskılarına rağmen, ezilenlerin kurtuluşuna sahne olmaktadır.

günümüzde ezenleri temsil eden ve çıkarı uğruna yoksul ulusları, boyunduruğu altında tutan emperyalızm’dir. insanlık tarihi gericiliğin, barbarlığın ve vahşetin son kalesi olan emperyalizmin de sonunu müjdeliyor.

bütün ezilen uluslar, emperyalizme, her gün darbe üstüne darbe vuruyorlar. asırlardır ezenlere karşı mücadelelerde hayatlarını feda edenlerin çabaları boşa gitmemiştir. dünyamız zafer türkülerini söylemek üzeredir.

ezenlere karşı verdikleri mücadelelerde ölen tüm ezilenlere selam olsun!

türkiye, emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşı veren ve onu dize getiren ülkedir. bütün ezilen uluslara ışık tutan ve kurtuluş bayrağını dalgalandıran türkiye halkı, bundan elli yıl önce görevini yapmıştır. ne yazık ki, o zaman yurdumuzu terk etmek ve yenilgiyi kabul etmek zorunda kalan emperyalist ülkeler, sonradan bir avuç satılmışın menfaati uğruna tekrar yurdumuza girdiler. ve kurtuluş savaşında gerçekleştiremedikleri emellerini bugün gerçekleştiriyorlar.

ulusumuz, amerken emperyalizminin sömürüsü altında ezilmektedir. kurtuluş savaşımızda şehit düşen yüz binlerin onurları ve cesetleri üzerinde yabancı pençesi cirit atmaktadır.

dünyanın ve orta-doğu’nun en eski devletlerinden biri olan türkiye hâlâ kalkınamamış olup, yarı bağımlı durumdadır. bir avuç sermaye çevresi amerikan doları uğruna ulusumuza ihanet etmiş ve bağımsızlığımızı yabancılara ticaret konusu yapmıştır. yurdumuzun bağımsızlığı için giriştiğimiz bu kavgada kurtuluş savaşımızda şehit olanların onurlarını ve ulusumuzun kaderini korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.

kurtuluş savaşımızın tüm şehitlerine selam olsun!

amerikan emperyalizmi, sadece ulusumuzun değil, dünya uluslarının çoğunu ezmekte ve sömürüsünü sürdürmektedir. tüm ezilen uluslar bağımsızlık ve kurtuluş için silaha sarılmış olup, çağımızın canavarı emperyalizme karşı mücadele etmektedirler. bugün ezilen halkların tek ve ortak düşmanı emperyalizmdir. dünyanın dörtbir tarafında bağımsızlık savaşı veren halkların kimi kurtulmuş, kimi ise zaferin arifesindedirler. emperyalizme karşı verilen kurtuluş mücadeleleri, bütün kıtalarda gericileri ateş çemberi içine almışlardır.

asya kıtasında, vietnam, laos, kamboç, tayland, birmanya, filipinler, filistin, bengal, ve daha birçok halkların emperyalizmi ve onların emrindeki uşaklarını alt etmeleri an meselesidir.

afrika’da, latin amerika’da ve başka yerlerde bağımsızlık savaşı veren halkalar, bütün baskılara ve katliamlara rağmen mücadeleye yılmadan devam ediyorlar.

artık amerikan emperyalizmini, dolarlar, yalanlar, atom bombaları kurtaramaz. emrindeki uşak olarak kullandığı gericilerle tarih sahnesinden silinmeye mahkûmdur. çünkü dünyada bağımsızlık savaşlarını durduracak ve ulusları ezebilecek hiçbir silâh yoktur. çağımıza damgasını vuran en güçlü silâh bağımsızlık ve kurtuluş savaşlarıdır.

emperyalizme karşı verdikleri mücadelelerinde başlarını eğmeden kahramanca savaşan tüm ezilen uluslara selâm olsun!

türkiye halkı kurtuluş savaşımızda, emperyalizme ve uşaklarına, gerekli dersi nasıl verdiyse, bu defa da onurunu çiğnetmeyecek ve bağımsızlığını elde edecektir. o zaman, emperyalizmin silâhları, uçakları, denizaltıları, emrindeki uşakları dize geldi. bu defa da dize gelecek ve türkiye halkı, dünya ulusları arasındaki onurlu yerini alacaktır.

bugün halkımızı sömüren emperyalizme ve emrindeki bir avuç satılmışa karşı, verilen bağımsızlık ve kurtuluş mücadelemizin bayrağı dalgalanmaya devam edecektir. şimdiye kadar bu kavgada şehit düşen kardeşlerimiz, gözlerini kırpmadan, hiç bir menfaat gözetmeden, alınları açık görevlerini yapmışlardır.

işçiler, köylüler, öğrenciler ve tüm yurtseverler gericilere kahramanca karşı koymuşlar ve bu uğurda birçokları şehit olmuştur.

emperyalizme ve onun emrindeki uşaklara karşı verdiğimiz kutsal bağımsızlık kavgamızın şehitlerine selam olsun.

emanetiniz olan bağımsızlık ve kurtuluş bayrağını, alnımız açık, yiğitçe dalgalandırdık, bundan sonra da dalgalandırmaya devam edeceğiz.

bu kutsal kavgada türkiye halk kurtuluş ordusu olarak yaptıklarımızı savunmamızda açıklayacak ve ulusumuzun nasıl sömürüldüğünü anlatarak, yurdumuzu yarı-bağımlı duruma getiren bir avuç satılmışın yaptıklarını belgelerle ispatlayacağız.

savunmamızı geniş olarak hazırladık. osmanlı imparatorluğundan bugüne kadar geçmiş tarihimizin ekonomik, askerî, siyasî ve kültürel gelişimi alarak inceledik.

amacımız belgelerle türkiye’nin amerken emperyalizminin sömürüsü altına girdiğini açıklamak ve türkiye halk kurtuluş ordusu’nun bir örgüt olarak neden mücadeleye başladığını anlatmaktır.

savunmamızda şu temel noktalara ağırlık veriyoruz.

1) türkiye 50 yıl önce kurtuluş savaşı vermesine rağmen neden kalkınamamıştır?
2) tekrar emperyalizmin sömürüsü altına nasıl girmiştir?
3) türkiye halk kurtuluş ordusunun amacı nedir?

bu konuları bütün ayrıntılarıyla açıkladığımız zaman, şimdiye kadar verdiğimiz ifadelerin ve söylediğimiz sözlerin anlamı daha kolay anlaşılır olacaktır.

türkiye’de, emperyalizme karşı yürüttüğümüz bağımsızlık savaşımızın anlamını kavramak için ülkemizin sosyo-ekonomik yapısını bilmek zorunludur.

bu arada bizim açımızdan fazla önemli olmayan iddia makamının iddianame ve mütalâasına geniş yer vermeyeceğiz. çünkü, toplum gerçeklerimizden uzak ve bilime aykırı olan iddia makamının görüşlerine önem vermek dahi, toplum bilimini gereksiz bir yoruma sokmak olur.

osmanlı imparatorluğundan başlayarak yapacağımız geniş tahliller, düşüncelerimiz ve eylemlerimiz açısından, sağlam bir kararın verilmesini ve amacımızın doğru değerlendirilmesini mümkün kılar.

osmanlı imparatorluğu:

malazgirt zaferinden sonra, osmanlı boyu’ndan türklerin, büyük yığınlar halinde anadolu’ya akmasıyla önce selçuklular, sonra osmanlılar olmak üzere anadolu’da türk devletleri kuruldu.

batı’da feodalizm (derebeylik) hüküm sürerken ortaya çıkan osmanlı devleti, çağına göre ileri bir toplum düzenine dayanmaktaydı. o tarihlerde biz batı’ya değil, batı bize el açmaktaydı.

devleti yönetenler; saray adamları, ulema ve asker üçlüsüydü. bu üçlü sınıf üretimin herhangi bir kolunda görev almazdı. çalışan sınıfların üstünde süper bir sınıf durumundaydı. bu sınıfın belirgin özelliği kazançlarını üretime yatırmamalarıdır. gelecekleri padişahın ağzından çıkacak söze bağlı olan bu sınıf, ellerinde toplanan serveti, padişah ve efradı ile birlikte saray alemlerine harcardı.

çalışan sınıfları reaya ve zanaatkârlar meydana getiriyorlardı. reaya (köylü) toprağın sadece tasarruf hakkına sahipti. bu hak her ne kadar babadan oğula devredilmekte ise de köylü hiçbir zaman toprağın sahibi olamamıştır. çünkü padişah tasarruf hakkını kaldırabilirdi. reaya, gelirinin belirli bir bölümünü vergi (aşar)olarak sipahi’ye verirdi. sipahi beyi de topladığı vergi oranında asker besler ve herhangi bir sefer sırasında bu askerlerle savaşa katılırdı.

kasaba ve şehirlerde elsanatları oldukça gelişmişti. ipekli dokuma, dericilik, keçecilik ve demircilik bu elsanatlarının başlıcalarıdır. bunlardan avrupa’ya ihraç edilen halı ve ipekli kumaşlar önemli gelir kaynaklarıydı.

16. yüzyıla kadar asya ile avrupa’yı bağlayan ticaret yolu osmanlı devletinden geçer. ve bu işi yapan tacirlerden belli vergi alınırdı. yerli tüccar ve zanaatkârlar da devlete belli bir vergi verirdi.

fakat devletin asıl geliri fetihler neticesinden elde edilen savaş ganimetleri, hediyeler ve işgal edilen bölgelerden alınan haraç ve cizyelerdi. devlet, kervansaray, köprü, karayolu, çeşme vs. gibi kamu hizmetlerini de kurduğu vakıflar sayesinde yapardı. tamirat vs. masrafları da yine vakıflardan sağlanırdı.

görüldüğü gibi, düzenin başarısı fetihlere bağlıydı. savaşlarda galibiyet devam ettikçe düzen de başarısını sürdürdü.

düzenin bozulması:

16. yüzyılın sonralarına doğru düzenin isleyişi hem düzenin iç çelişkileri, hem de dış etkenlerle bozuldu ve süratli bir çöküş dönemine girdi. biraz aşağıda sosyo-ekonomik nedenlerini anlatacağımız bu çöküş, tarihi, devlet adamlarının cengâverlik hikâyeleri olarak kabul edenlerin anlattıkları kadar basit değildir. bu çöküşün nedenleri de kahraman ve akıllı padişahların yerine beceriksizlerin işbaşına geçmesi şeklinde yorumlanamaz.

bu çöküşün nedenlerini anlamak için avrupa’da meydana gelen önemli değişiklikler bilmek zorundayız. bu yüzyılda avrupa’da iki önemli olay yer aldı.

amerika’nın keşfi ve avrupalı denizcilerin karaya hiç ayak basmadan dünyayı dolaşmaları. 15. yüzyıl ortalarına kadar uygarlık dünyasının temeli asya kıtasındaydı avrupa, para, servet, endüstri açılarından asya’ya daima borçlu idi. doğu ülkeleri ile olan ticaretin de elinde-avucundaki nakit parayı, aldığı mallar karşılığında yitiriyordu. amerika’nın keşfi ile yağma edilen aztek ve inka hazineleri, peru, bolivya ve meksika’da işletilen madenlerden elde edilen altın ve gümüşler avrupa’ya akmaya başladı. 1500-1550 yılları arasında avrupa’daki altın ve gümüş miktarı dört misli arttı. altın artık mücevherat eşyası olmaktan çıkıp değişim aracı haline geldi. nakit paranın çoğalması ticareti geliştirdi, tüccarlar, bankerler zenginleşti. feodal bey sınıfı köylüyü sıkıştırmak suretiyle feodallikten kapitalist tarım üreticiliğine geçme yoluna girdi.

zenginleşen bu sınıf (burjuvazi) hükümetlerle el ele vererek ticareti gittikçe geliştirdi, elinde biriken fazla servetleri de endüstriye yatırmaya başladı. bu suretle durumu değiştiren avrupa, dışarıya mamul madde satıp, hammadde satın almaya başladı. böylece 16. yüzyıla kadar asya’ya akan altın yön değiştirdi.

avrupa’nın bu durumunu gördükten sonra tekrar osmanlı devletine dönebilir ve çöküşü hazırlayan iç nedenleri inceleyebiliriz. 16. yüzyılda devletin sınırları son derece büyümüş ve merkez iç eyaletlerine söz geçiremez olmuştu. bu durum sipahilerin ekonomik ve siyasi gücünün artmasına sebep oldu. bu güçlenme, bazı eyalet valilerinin devlet merkezine başkaldırmasına kadar gittii.

seferler de merkezden uzaklaştıkça pahalı olmaya başlamıştı. ateşli silâhlarla donanmış batı devletlerini yenmek de eskisi kadar kolay olmuyordu. ve bir an geldi ki, seferlerin masrafları ganimetlerden fazla olmaya başladı. avrupa ile uzak-dogu’yu birbirine bağlayan ticaret yolu da artık eskisi gibi geçerli değildi. çünkü avrupalılar daha az masraflı olan deniz yolunu kullanıyorlardı.

gelirler azalan saray, arazileri bir veya birkaç seneliğine tüccar ve bankerlere kiralamaya başladı. bu kiracılara “mültezim” denilirdi. mültezimler, saraya belli para vermekte, karşılığında ise sipahinin topladığı vergiyi toplamaktaydı. daha çok para kazanmak için köylüyü sıkıştıran mültezimler sipahi sisteminin bozulmasına ve köylülerin göçüne sebep oldular. 16. yüzyıla kadar mamul madde ihraç ederek, karşılığında o günlerin dövizi olan altın ve gümüş stok eden devletin bu durumu da tersine döndü. altın ve gümüş rezervi çoğalan ve fiyatların çok arttığı avrupa devletleri artık osmanlı devletinden hammadde satın almaya başladılar, karşılığında ise mamul madde satıyorlardı. bu durum bir yandan altın ve gümüşün azalmasına öte yandan elsanatlarının yok olmasına sebep oldu.

16. yüzyılda başlayan osmanlı devlet düzenin çöküşü, 19. yüzyıla kadar devam etti. düzenin çözülmeye başlamasına rağmen 2 yüzyıl dayanmasının iki nedeni vardır; osmanlı devletini çevreleyen sınır devletleri arasında osmanlıları yıkacak askerî güce erişmiş bir devletin bulunmaması ve avrupa kolonyalizminin (sömürgeciliğinin) dünyanın başka bölgelerinde bakir ve sömürülmesi kolay olan başka ülkeleri tercih etmesi.

bu iki yüzyılda devletin durumunu gören bazı devlet adamları bir takım reformlar yapmaya çalıştılar. fakat düzenin bozukluğunun asıl nedenini göremiyorlardı.

bu nedenle yaptıkları reformlar hep yüzeyde kaldı. askerlikte, idarî işlerde, kıyafette, davranışlarda bir takım değişiklikler olduysa da bunlar avrupa’ya özenti olmaktan ileri gidemedi.

ve nihayet osmanlı devleti 1838’de avrupa emperyalizminin karşısına şu manzarayla çıktı.

• devletin gücünün devamı ve savaşlar için gerekli finansmandan yoksun bir idare…
• belirli yasaları olmayan rejim…
• dış ticareti yabancılara, iç ticareti azınlıklara bağlı olan bir ekonomi…
• içinde türk’ten gayrı milletlerin doğuş halinde olduğu bir siyasi toplum…
• siyasi güçleri saray, bab-ı ali, asker, ayan, ağa ve derebeyi arasında çekişmeli bir devlet.

bu tarihe kadar avrupalı emperyalist devletler bazı imtiyazlarla osmanlı devletinin içine girmişlerdi. 1838’de imzalanan ticaret anlaşması osmanlı devletini emperalistlerin oyuncağı haline getirdi. nihayet ekonomik sömürü askerî işgal şekline dönerek osmanlı devleti tarih sahnesinden silindi.

1838’e kadar yabancılara bir çok imtiyazlar verilmişti. kapitülasyonlar dediğimiz bu imtiyazlar kanunî sultan süleyman zamanına kadar dayanır. bu imtiyazlar evvelden sadece venedik ve fransız tüccarlarına verilirdi. kanunî zamanında ise ilk defa bir devlete, fransa’ya verildi. bu imtiyazlar iki taraflı olmasına rağmen, o sıralarda osmanlı devleti kendini kuvvetli saydığından ve avrupa’ya gidecek tüccarı bulunmadığından daima tek taraflı islemiştir.

emperyalizmin girişi:

imparatorluğu açık pazar haline getiren “ingiliz ticaret anlaşmasının önemli maddeleri”

1. kapitülasyonlar, -anlaşma ile tanınan yeni imtiyazlar eski yerine eklenecekler
2. gerek iç, gerek dış ticaret amacıyla ingiliz tüccarları, ortakları ve adamları , memleketin her tarafında, her çeşit emtiayı (malı) serbestçe alıp satabileceklerdir. yedi-i vahit usulü tamamıyla terk edilecektir. (yedi-vahit usulüne göre, imparatorluk sınırları içindeki yer altı kaynakları devlet tarafından işletilirdi. )
3. emtia alımı ve nakli için teskere istenmeyecektir. teskere isteyen vezirler, memurlar şiddetle cezalandırılacaklar ve ingiliz tüccarlarının bu yüzden uğrayacakları zararları tanzim edilecektir.
4. ingiliz tüccarları, ortakları ve adamları iç ticarette en imtiyazlı yerli tüccarlardan daha fazla vergi ödemeyecekler.
5. ihraç mallarında ihracatın yapılacağı iskeleye kadar hiç bir vergi alınmayacak, , iskelede%9 vergi alınacaktır. iskeleden ihracında ayrıca %3 gümrük resmi verilecektir.
6. ithalatta yalnızca%3 ithal resmi ödenecektir. ayrıca %2 oranında ek vergi alınacaktır. bunun dışında ithal malları memleketin her tarafına vergisiz gidecek, bir yerden öbür yere tekrar götürülüp getirilse dahi vergi ödenmeyecektir. (buna göre bir osmanlı tüccarı içerdeki bir yerden öbür yere götürüp satacağı emtia için %12 vergi öderken, yabancı tüccar ortakları ve adamları %5 vergi vereceklerdi. )
7. yabancı emtia, boğazlardan serbestçe geçebilecek, osmanlı limanlarında bir gemiden ötekine aktarma edilebilecek, transit serbest olacak, bu muamelelerden ayrıca hiç bir resim alınmayacaktır. bu anlaşma neticesinde sanayileşme için gerekli olan kapital birikimi yerli tüccardan yabancı kapitalistlere aktarılmış, belli bir gelişme süreci içindeki el sanatları, tezgahlara ve fabrikalara dönüşememiştir. imparatorluk açık pazar haline getirilerek bütün zenginlikler yabancılara peşkeş çekilmiştir. bu antlaşma olayları iyi değerlendiren bir insan için vatanın satış senedidir. bugünkü antlaşmalar daha kurnazca fakat nitelik olarak 1838 ticaret antlaşması ile aynıdır.

1838 antlaşması serbest ticaret şartını hatırladığı, tazminat ise batı kapitalizmi yararına kurulan bu açık pazar düzeninin gerekli kıldığı, idari, mali vb. reformları getirdi.

1878’de imzalanan berlin antlaşması ile müdahale hakı hasiyet kırıcı biçime girdi. bu antlaşma da yabancı müdahale şöyle ifade etmektedir. (bab-i ali bu babta ittihaz olunan tedbirleri muayyen zamanlarda devletlere bildirecek ve antlaşmaya imza koyan devletler bu tedbirlerin icrasına nezaret eyleyeceklerdir.

“(. . ) son derece para sıkıntısında olan devlet borç para almak zorunda kaldı… çoğu yabancı olan galata bankerleri bu duruma hemen ayak uydurdu ve yabancılarla ortaklık kurmaya başladılar… . nihayet bu borçlanma o kadar çoğaldı ki, 1874 -75 senesinde 25 milyon liralık devlet bütçesinin 13 milyon lirası dış borç oldu. devlet bu durumu ödeyemeyecek hale gelince, avrupa devletleri, istanbul’da osmanlı maliyesini ödeyecek bir mali komisyon kurulmasını kabul ettiler. bu komisyonun adı düyun-u umumiye’dir. düyun-u umumiye zamanla gelişerek, kendi adına bazı kaynaklar işletmiştir. düyun-u umumiye ile ilgili borçlar cumhuriyet dönemi de devam etmiş ve tamamı ancak 1930’da ödenebilmiştir. düyun-u umumiye’ye benzerlikler gösteren kuruluşlara bugünün türkiye’sinde de rastlanır. 1950-58 döneminde alınan ve ödenmeyen borçlar nedeniyle 1958’de bazı tedbirler alınmış ve milletlerarası kuruluşların temsilcileri zaman zaman ankara’ya gelerek alınan tedbirleri denetlemişlerdir. 1963 yılında kurulan türkiye ‘ye yardım konsorsiyumu ve amerikan yardım teşkilatının (aıd) düyun-u umumiye’ye benzer yanları&cc düyun-u umumiye ile birlikte emperyalist devletler sonradan kendilerine karlar ve nüfuz bölgeleri sağlayan demiryolu inşaatlarına da başladılar. almanya’nın “bağdat hattı” ise, anadolu ve mezepotomya’yı bir alman kolonisi haline getirmek amacını taşıyordu.

vatansever örgütler ve hareketler:

osmanlı devletindeki vatanseverler aydınlar tanzimat uygarlığı oyununun asıl niyetini kısa zamanda anladılar. gizli örgütler kurarak iç ve dış düşmanlara karşı savaşmaya karar verdiler. bu örgütlerin başlıcaları jön türkler, yeni osmanlılar, ittihat ve terakki idi. namık kemal’in önderliğinde kurulan yeni osmanlılar, tanzimatın getirdiği sömürü düzenini şiddetle eleştiriyorlardı. yayınladığı bildirilerle vergi eşitsizliğini, memurların zulmünü, yabancı sermayenin girişiyle çöken yerli sanayi ve ticaretin yabancılara bırakılmasını konu ediyorlardı. amaçları milli bir iktisat politikasının uygulanması ve hürriyetin ilanı idi. abdülhamit, jurnalciler sayesinde örgüt üyelerinin çoğunu yakalamış, namık kemal sürgün edilmiştir. namık kemal ve arkadaşlarının ortaya attığı görüşler, harbiye, tıbbiye, mülkiye gibi okullarda”vatan ve hürriyet” ideolojisini kökleştirdi.

çoğunluğunu yüksek okullu aydınların meydana getirdiği jön türkler de yeni osmanlıların tezlerine benzer öneriler getiriyorlardı. istedikleri reformların gerçekleşmesine engel olan abdülhamit istibadını devirmek en büyük amaçları idi. bu sırada hemen bütün okullarda yurtsever gençler cemiyetler kurdular…

ihtilalci askerler cemiyeti, cemiyet-i ınkilabiye bunlardandı. bütün cemiyetler çıkardıkları gizli dergilerle abdülhamit istibadını yeriyordu…

abdülhamit aylıklı ihbarcıları boşa çıktı ve emperyalistler kendi kazdıkları kuyuya kendileri düştüler. en güçlü anti-emperyalist direnmelerden birisi de bu konuda yürütüldü. vietnam’da bağımsızlık mücadelesi veren halkın amansız düşmanı, insan kasabı commer’in arabası yakılarak kendisi yurdumuzdan kovuldu.

(… )

ittihat ve terakki’ye yön verenler vatansever subaylar ve hem kendi durumlarından hem de vatanın durumundan şikayetçi olan küçük memurlar olmuştur. (… )

mesrutiyet’in ilanından sonra ortaya çıkan hürriyet ve itilaf partisi ingiliz yanlısı idi. hürriyet ve itilafçılarla, ittihatçılar arasındaki vatansever unsurların çatışması yakın tarihimize kadar dayanır. ittihatçılar arasındaki vatanseverler, kurtuluş savaşında, istanbul’da karakol cemiyetini, anadolu’da müdafa-i hukuk cemiyetlerini kurarak emperyalistlerle silahlı mücadele ederken, itilafçılar yabancılarla işbirliği yapıyor, vatanı yabancılara peşkeş çekiyorlardı. ıtilafcılar, daha sonra da serbest fırkada ve demokrat parti içinde çöreklenmişlerdir. (… )

kurtuluş savaşı:

kurtuluş savaşı. türkiye halkının emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır. kurtuluş savaşı ezilen uluslar adına türkiye halkının emperyalizme ilk ve güçlü şamarıdır. (… )

kurtuluş savaşı, subay ve aydınların öncülüğünde, köylüler, işçiler, esnaf ve zanaatkarların omuz omuza yürüttükleri bir mücadeledir. (…) silah altındaki ordunun bel kemiğini ve çetelerin hemen hemen tamamını köylüler teşkil etmiştir. toprak ağaları, şeyhler, tefeciler ve istanbul hükümetinin anadolu’da görevli devlet memurlarının büyük bir kısmı mücadeleye katılmamış veya karşı çıkmıştır. savaşa katılan güçlerden, subay, aydın ve esnaflar örgütü, işçi ve köylüler ise örgütlü değildir. oysa savaşın bütün yükünü köylüler çekmiştir. işçiler istanbul’daki yabancı şirketlerde grev ve işgaller yaparak, mücadeleye katkıda bulunmuşlardır. (… )

meclis yapısına bakınca da aynı manzara görünür. milletvekilleri osmanlı meclisinin milletvekilleri olup, kökenleri itibariyle ağa, şeyh ve eşraf kesimindendir. nitekim kurtuluş savaşı dönemindeki bütün meclis çalışmalarında ve anlaşmazlıklarda bu açıkça görülür.

cumhurıyet dönemi:

türkiye, emperyalizme karşı mücadele ederek bağımsızlığını kazanan ilk ülkedir. fakat bu bağımsızlık askeri alanda oldu ve düşmanlar yurttan atıldı. buna teorik anlamda, türkiye bağımsız oldu diyebileniz. . sonrası askeri alanda kazanılan bağımsızlığın iktisadi reformlar ve girişimlerle devam ettirilmesiydi.

(. . ) cumhuriyet başlangıcındaki ekonomik yapı, osmanlı devletinden arta kalan türkiye’nin bozulmuş ve dejenere olmuş iktisadi durumudur.

1) tarım.
tarımda kapitalizm öncesi üretim ilişkisi hakimdir. toprakların-büyük bir kısmı ağaların elindedir. ekilmeyen devlet arazisi büyük orandadır. 14 milyon nüfusun %70’i topraksız ve az topraklı köylüdür. üretime katılan aletler ilkel olup verim düşüktür.

2) sanayi.
sanayi kesimi, küçük sanayi ve büyük sanayi olmak üzere ikiye ayrılıyordu. büyük sanayi başlıca dört kolda gelişmişti. a) madencilik. b) elektrik. c) tütün ve tekel. d) imalat sanayi. bu dört sanayi kolu da yabancı şirketlerin kontrolündeydi.

liberal dönem:

türkiye1923-1931 dönemini liberal dönem olarak tanımlayabiliriz. bu dönemde temel iktisadi politikanın esası şudur. devlet , ekonomik girişimler sağlayacak, tüccar ve sanayici takımına her türlü imkanı verecek ve yardım edecektir… cumhuriyet hükümetinin desteğiyle özel sanayici yaratma politikası, zenginler, şeker kralları yaratmış, ama büyük sanayiciler yaratamamıştır. tüccarlarda kolay ve garantili yolu seçmişler ve sanayi yatırımı yerine ithalatçılığı tercih etmişlerdir. rum ve ermenilerin yerini alan bu tüccar çevresi geniş ortam bulmuştur… tekel bir amerikan şirketine verilmiş, sonra da devletleştirilmiştir.

böylece devlet desteği ile sanayi kalkınmasını yürütmek mümkün olmamıştır. eski lövantenler, rum ve ermeni yabancı uyruklular yerine kolay kar peşinde koşan ve yabancı komisyonculuğunu tercih eden türk tüccarları almıştır. yabancı firmalar da mevcudiyetleri için türk tüccarlarıyla ilişkiye girmeyi uygun bulmuşlar. sonuçta liberal politika başarıya ulaşamamıştır. . bir taraftan iç şartlar, diğer taraftan 1931 dünya buhranının yarattığı durum dolayısıyla devletçilik politikasına geçilmiştir.

devletçilik dönemi. (1931-1945)

devletçilik politikasının ciddi girişimi 193-37 ilk beş yıllık plan dönemidir. bu plan bugünkü gibi karma ekonomiye dönük geniş bir plan değildir, dar anlamda sanayi yatırımlarını kapsar… bu dönemin belirgin özelliği yabancı şirketleri millileştirilmesidir. 1930 yılından 1939’a kadar devam eden bu millileştirmeler, osmanlı devleti zamanında verilmiş imtiyaz ve imkanların tasfiyesidir. bu millileştirmeler olurken muhalefet sesleri yükseliyordu. politika ve iş çevrelerinde yabancı sermaye olmadan kalkınmanın sağlanamayacağı yolundaki görüş hakim durumdaydı. devletçilik politikasının en hızlı yılı 1935 yılıdır. bu hız1 937’ye kadar devam etmiş, ondan sonra da yavaşlamış.

ikinci emperyalist dünya savaşı:

ikinci emperyalist dünya savasının patlak vermesiyle türkiye’de savaş ekonomisi dönemine gidilmiştir. savaş ekonomisinin özel teşebbüs tarafından önemi büyüktür. bu ekonomi devlet müdahalelerini artırmıştır. ve bu politika iki temel üzerinde yürütülmüştür.

1) iç ve ticarette fiyat kontrollerine gidilmiş, sanayi mamullerinden bir kısmına devlet el koymuştur. bunlar tekstil ve çimentodur.

2) politikanın diğer yönü özel teşebbüsü besleyici, teşvik edici ve koruyucu yol izlemesidir. devlet bu işi iki değişik yollardan yapmıştır.
a. işçilerin grev hakkını kaldırmış, işçi ve işveren ilişkilerinde kuvvet tamamen işveren lehine olduğu için iş uyuşmazlığı söz konusu olmamıştır.
b. özel teşebbüs mamullerini devlete satabilecektir.
c. kar getirmeyen, özel teşebbüse ait kurum ve şirketler devlete devredilebilecektir.
d. gerekli malları ithal için devlet her türlü yardımı yapacaktır. bu anlayışla yürütülen savaş politikası kıtlık ve enflasyonla birlikte tüccar ve ağanın zenginleşmesine yol açmıştır… . nihayet savaş dönemini açlık ve sefaleti köylülerden gelen tepkiler devleti toprak reformu yapmaya itmiştir. fakat bu girişim toprak ağaları ve onların destekçisi tüccarlar tarafından engellenmiştir.

toprak reformunu engelleyenlerin başında iş bankasının başı celal bayar ve aydın’lı toprak ağası adnan menderes gelmektedir. (…) 1945 yılında birleşmiş milletler anayasası imzalanmış, çok partili rejime geçilmiş ve işçilere kısmi demokratik haklar tanınmıştır. birleşmiş milletlere girdikten sonra truman doktrini vasıtasıyla türkiye yardım istemiştir. fakat o günün amerikasında türkiye aleyhinde şiddetli bir propaganda vardır. bilhassa ermenilerin başını çektiği ve kışkırttığı çevreler amerikanın türkiye’ye yardım etmesini engellemişlerdir. (…)
böyle bir ortamda halk su sözlerle kandırılıyordu: “sovyetler ülkemiz üzerinde ciddi tehlike durumuna geldi ve bizden boğazları istiyordu ve demokrasiyi kurtarmak için amerika ile iktisadi ilişkilere girilmiştir.” şunu bilmek gerekir; o sırada sovyetlerin türkiye için cidden tehlike teşkil ettiğini söylemek savaş sonrası söylenen yalanlar açısından normaldi. halbuki sovyetler yurdu istila edecek dedikler zaman iran’ı istila eden kızıl ordu geri çekiliyordu ve sovyetler savaşın bütün yıkıntıları içinde yıpranmış ve 20 milyon insanı ölmüştür.

1947-1971 dönemi amerikan emperyalizminin türkiye’ye giriş ve gelişme devresidir. kurtuluş savaşında milyonların canı ve kanı pahasına kazanılan bağımsızlığımız adım adım çiğnenmiştir.

amerikan emperyalizmi:

tarihin bir gerçeği olarak kavramak gerekir ki, amerika dünya üzerinde sistemli bir şekilde yayılmayı kararlaştırdığı zaman ne sovyetler birliği vardı ne de doğu bloku. sosyalizm ya da komünizme karşı durmak amerika için söz konusu değildi. deniz aşırı yayılması, başka bir devletten tamamen bağımsız, kendi içinde doğan bir ihtiyaçtı. amerika’nın bu ihtiyacı duyuşu 18. yüzyılın başlarına rastlar.

(. . ) ancak 1917’de sovyet devriminden sonra ortaya sosyalist blok çıkmış ve ikinci emperyalist dünya savaşından sonra 700 milyon nufüslu çin’inde devrimini gerçekleştirip sosyalist olmasıyla dünya nüfusunun üçte biri sosyalist düzende yasamaya başlamıştır. bu şartlar altında emperyalist devletlerin kendi aralarındaki çelişki ikinci plana düşmüş. sosyalist bloka karşı birleşmeleri gerekmiştir. alman faşizminin yenilgiye uğramasından sonra amerikan emperyalizmi yalnız geri bıraktırılmış ülkelere değil, yüzyıllardan beri dünyayı sömürmekte olan kapitalist avrupa ülkelerine de girmiştir. böylece mağrur avrupa burjuvazisi, sonradan görmekle itham ettiği amerikan emperyalizminin uşaklığını kabul etmek zoruna kalmıştır.

avrupa’da savaş patlak verdiği zaman amerika geçirmekte olduğu krizi atlatmamıştır 1937 yılında bir gerileme olmuş , 1938 yılında 10 milyondan fazla işsiz kaydedilmiş, 1939’da bu rakam 9 milyona inmiş , 194 0’da 8 milyon 120 bin, yani çalışan nüfusun % 15’ini bulmuştur. dış ticaret, 1920’ye oranla, çok zayıf bir düzeye inmiş, 1939’da 1930 buhran yılındaki düzeye ulaşabilmek üzere yavaş yavaş artmıştır. aynı birinci dünya savaşında olduğu gibi, ihracatı üç misline çıkaran ve ithalatta da %50 artış sağlayan bu yeni hızı ona verecek olan, gene emperyalist savaştır. ikinci dünya savaşı amerika’ya birinci emperyalist dünya savaşı sayesinde girilen 1913-1914 ekonomik krizinden çok daha ciddi bir ekonomik krizi atlatma olanağı sağlamıştır.

emperyalist kültür:

emperyalizm bir beynin dolar olarak, zengin bir maden ocağından daha çok kar getireceğini bilmektedir.

emperyalist amerika bütün dünya dilerine çevrilen burjuva edebiyatıyla, bütün dünya perdelerinde gösterilen beyin yıkayıcı filmleriyle, bütün dünya basın ajanslarıyla geniş ölçüde yayınlanan haberleriyle, dünyayı baştan başa dolaşan konferansçılarıyla, barış gönüllüleri ve kültür elçileriyle kendini şirin gösterme çabasındadır.

emperyalizm, şüphesiz iş adamlarına, mühendislere, bankacılara, askerlere ihtiyacı vardır. ama beyni yıkanmış yazarlara ve sanatkarlara en az onlar kadar ihtiyacı vardır. yabancı ülkelerde kültür merkezi en az askeri üsler kadar önemlidir. filmlerin dış pazarlara sürülmesi, silah satışı kadar gereklidir. başka alanlarda olduğu gibi, emperyalizm kültür alanında da kendi gücüne katkıda bulunan değişim akımını destekleyip kolaylaştırmıştır.

amerikan emperyalizmi ve türkiye:

türkiye’de bugün acil, temel ve halledilmesi zorunlu ve önemli mesele, amerikan emperyalizmi meselesidir.

yurdumuzun kalkınamaması, dünya devletleri arasında en geri sırada oluşumuz ve bugün mahkemede sanık sandalyesinde bulunuşumuz bu yüzdendir. (… )

bizler, amerikan boyunduruğu altındaki yoksul türkiye’nin çocuklarıyız. açlık ve sefaletin içinden bu yaşa kadar gelmemiz şans eseridir. yaşadığımız sürece bağımsızlık ve kurtuluş bayrağını elimizde taşıyacağız. ölürsek, kurtuluş bayrağı biraz daha yükselecektir. hem görevimiz, hem de varlığımız sebebi olan bu kavgaya boynumuzu eğmeden devam edeceğiz.

amerikan emperyalizmi, patronlar, ağalar, onların emrindeki uşaklar dinleyiniz. kurtuluşa kanla, ateşle varılacaktır. talan ettiğiniz vatan, esaretinizden mutlaka kurtulacaktır. . geri kalmamızın, sefaletimizin sebebi sizlersiniz. menfaatiniz için yaptığınız antlaşma ve ittifaklarla türkiye halkını esaret altına soktunuz.

mücadelemizin yolu:

ülkemiz, bugün bütün anlattıklarımızın ışığında, yarı -bağımlı, yari -sömürge, geri kapitalist bir ülkedir. türkiye’yi bu duruma getiren güçler, aynı durumun devamını, sonuna kadar sağlamaya çalışacaklardır. bu güçler, ulusal olmayan, çıkarlarıyla türkiye halkıyla çelişen, ulusal olmayan gayri milli sınıfsal ve zümrelerdir. bir de türkiye’nin yarı bağımlı ve sömürge durumuna son vermek isteyen yurdumuzu, kurtuluş savaşı sonrası, onurlu, hasiyetli türkiye durumuna getirmek isteyen güçler var. bu güçler, milli olan çıkarları ulusun çıkarlarıyla bir olan, ulusal sınıf ve zümrelerdir. bu sınıf ve zümreler, bugüne kadar kavramlarını demagojik olarak ağızlarından düşürmeyen, aslında gayri-mili olan güçlere karşı, birleşip savaşmak durumundadırlar. bunu yapmadan, türkiye’yi emperyalizmin vesayetinden, içinde bulunduğu cağ nedir “ulus” ve “ulusun karakteri”

a. dil birliği
aynı ulusun üyeleri aralarında, ortak dil aracılığı ile, ulusal dil aracılıyla anlaşırlar. dil bir zümrenin değil tüm ulusun malıdır.

b. toprak birliği.
ulus ayni zamanda bir toprak bütünlüğüdür. her ulus bir tarihin ürünüdür. . aynı topraklar üzerinde beraberce yaşanan uzun bir hayat olmadıkça ulus olmak mümkün değil. topraklarının bir bölümünün yabancılar tarafından işgaline, halklar bunun için karşı koyar.

c. iktisadi bütünlük.
ulusal toprağın ayrı ayrı parçaları arasında, bir iktisadi bağlantının bulunması zorunludur. bir ulus aynı zamanda bir pazardır da. pazar, toprağın ayrı ayrı bölümlerinden gelen üretimler arasında değişimi, mübadeleyi sağlar. bu şekilde yaratılan, ortak iktisadi yaşantı birliği, ulaşım, yol ve araçların gelişimi ile güçlenir… (kurtuluş savaşında, yurdumuzu işgal eden düşman güçler ve onların yerli ortakları, bu nedenledir ki, türkiye’yi birkaç ayrı parçaya bölmek istiyordu. halkımızı köleleştirmek için toprak bütünlüğümüzün ve iktisadi yaşantı birliğimizin bozulması gerekiyordu.) bu durumda ulusal, olmayan şey sınıf mücadelesi değildir. çünkü sınıfların varlığı iktisadi gerçeğe dayanır. sınıf mücadelesi, ne denli keskinleşirse keskinleşsin, toplumun dağılmasına sebep olmaz.

d. ortak ruhi şekillenme.
hayat şartlarının sürekli birlik ve beraberlik sonucu bir ulusun bireylerinde, ortak psikolojik özellikler ortaya çıkar. dil birliği de bunu aynı zamanla yaratacak en önemli unsurlardandır. bu durum her ulusu diğer uluslardan ayıran niteliklerden birisidir. ruhi şekillenme birliği, en yüksek ifadesini kültür birliğinde bulur. her ulusun, özgün durumunu yansıtan bir kültür mirası vardır. bu ortak kültür mirası ulusun bireyler arasında güçlü bir bağ yaratır.

e. tarihi olarak teşekkül etmiş istikrarlı birlik.
ulusun diğer öğeleri, tarih boyunca gelişir oluşurlar. milli birlik de tarihi bir üründür. (…) ırk, ulusal birliği meydana getiren öğelerden biri değildir. biyolojik bir etkendir. hiçbir biyolojik etken, toplumların tarihi evriminde belirleyici bir rol oynamaz. (…) ırkın ulusal karakterden sayılamayacağı gibi, din ve devlet de bu karakterden değildir. örneğin israil bir devlet olarak vardır ama bir israil ulusu yoktur. israil devlet sınırları içinde, arap halkı ve ibrani halk yaşamaktadır.

“dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür biçiminde beliren ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi teşekkül etmiş istikrarlı bir topluluktur.”

şimdi kimler ulusçudur türkiye’de, kimler ulusa karşıdır, halka karşıdır, gayri millidir? buna gelelim.

türkiye toprağının, 35 milyon metrekaresi a.b.d emperyalizminin silahlı gücüne terk edilmiştir. sahiller yabancıların yağmalarına açık tutulmuştur. köylüler ağalarca topraklarından edilmişlerdir. nato antlaşması bir savaş halinde, yurdumuzun tüm halkımızla birlikte, bir kaç dakika içinde yok olmasını bünyesinde taşıyor. çünkü 20. yüzyıl savaşı nükleer, termo nükleer bir savaştır. ve nato stratejik olarak, her hangi bir savaşında türkiye’yi yem olarak kullanacaktır.

amerikan askeri üsleri milli güvenliğimizi ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaktadır. ekonomide , milli bir ağır sanayi yerine, dışa bağımlı yabancı büyük tröstlerle bütünleşmiş, montaj sanayii, lüks eşya fabrikaları kurulmuş ve desteklenmiştir. . bu ulusal sanayinin canına okuduğu gibi, çıkarı ulusun çıkarıyla çelişen gayri milli bir sınıf yaratmıştır. bu sınıf azınlık olmakla birlikte, korkunç bir sekil misak-i milli içinde bir halk olan, türk halkıyla tarihi bir kardeşlik sınavı vermiş bulunan kürt halkının dili, kültürü ortadan kaldırılmak istenmiştir. bugünkü ve yarınki kuşakları kendi yaşamlarına öz değerlerine ve ulusal sorunlarına yabancı kılmak geniş anlamı ile kuşakları, sömürüye yatkın hale getirmek, ulusal kültürü temelden etkilemek için de elden gelen yapılmıştır. meşhur “bin temel eser” bunun içindir. sel gibi gelen çeviriler, kovboy filmleri, yabancı müzikaller, fotoromanlar, ekstra magazinler, red-kit benzeri kitaplar bunun içindir hep. (… )

işte bunları yapanlardır gayri milli olanlar!. bunlardır hain olanlar. bu çizgiyi itirazsız ve yanlışlığını bile bile kabul edip izleyenlerdir. türkiye’de bugün iki cephe vardır:

birincisi, yurtseverlerin, devrimcilerin cephesi.

ikincisi de, emperyalizm, işbirlikçi sermaye, feodal mütegalebe, ittifakı gerici cephesi. (… )

işçi sınıfı ve yoksul köylülük, sınıf bilincine vardığı ölçüde bağımsız ve demokratik türkiye’nin en tutarlı savunucuları olacaklarından toplumumuzun gerçek anlamıyla en millici güçleri de olacaklardır ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarına karşı, millici ve devrimci sınıfları takip etmeleri gereken milli demokratik devrim stratejisi, hareketimizin çizgisidir. diğer bir anlamıyla bütün millici sınıf ve tabakaların ortak devrim anlayışı, milli kurtuluş savaşı’nın, bu savaşı ve onun başındaki mustafa kemal’i yok edici, ortadan kaldırıcı bir düzen kuran, karşı devrimci-gerici ittifaka karşı yapılmış olan 27 mayıs ihtilalinin ve 1961 anayasa’sının bir devamı ve tamamlayıcısıdır.

bunu içindir ki, bizler; türkiye toplumunun tarihi geçmişinde sağlam olan ulusal ve devrimci olan ne varsa onun mirasçısıyız.

ve bizler, emperyalizmin, yerli işbirlikçilerinin ve onların ittifak kurduğu çağ dışı, bilim dışı kurumların tasfiyesinin ancak, tüm yurtsever sınıf ve tabakaların ortak devrim stratejisi olan “milli demokratik devrim”le olabileceğine inanıyoruz. yurdumuzun bu noktaya, çok güç ve zor şartlar altında ulaşabileceğinin de bilincindeyiz. en az atatürk’ün kumanda ettiği milli kurtuluş savaşı kadar zor ve çetin. ama mümkün. şimdiye kadar ki şartlar bizi mücadelemizden yıldıramadı, bundan böyle de yıldıramayacak.

sonuç:

toplumuzun bir ferdi ve bir vatandaşı olarak düşünmek zorundayız… başlarımızı ellerimiz arasına alarak ciddî ciddî düşünelim ve kendimize şu soruyu soralım: “türkiye neden kalkınamıyor?” (… )

amerikan emperyalizmi var oldukça bu talan devam edecektir.

türkiye’nin kalkınması için tek ve zorunlu şart, amerika’nın yurttan atılmasıdır. hem amerika, hem kalkınma olmaz. kalkınma toplumsal bir sorundur. amerika türkiye’de var oldukça, toplum kalkınamayacak, fakat büyük zenginler komisyoncular ve uşaklar olacaktır amerika yurdumuzda var oldukça, kalkınma değil, tam tersine açlık ve sefalet olacaktır.

türkiye’nin kalkınması ve halkın kurtuluşu amerikan emperyalizminin yurttan atılmasına bağlıdır. (… )

thko-m061.jpgbizler amerikan emperyalizmine karşı mücadeleyi ilk şart gördüğümüz için, bu işin de mutlaka silahla kazanılacağına inandığımız için silaha sarıldık ve mücadele ediyoruz. tek amacımız budur, bunun için nurhak dağlarında mücadeleye başladık. yoksa sayın savcının dediği gibi anayasayı ortadan kaldırmak için değil… bu sırada sırası gelmişken iddia makamındaki kişiye birkaç sözümüz var:

“sayın savcı,

1. amerikan emperyalizmi gayrı millîdir.
2. ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir.
3. emperyalizme karşı mücadele suç değildir
4. gayrı milli olan emperyalızm ve ortaklarının sömürüsü, anayasaya aykırıdır.

buna göre iki şey var:

1. eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız…
2. yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz: yolunuz açık olsun.

(not: 1. thko davası ortak savunma tam metin yakında https://thko.wordpress.com sayfalarında yer alacaktır.)

Reklamlar

İşlemler

Information

5 responses

5 03 2008
defne

denizler haksız yere idam edildiler.

10 06 2008
adem gültekin

”bizler şahsi hiç bir çıkar gözetmeksizin hakımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık’.’ bu cümle dahi onların ne uğurda ve kimin için öldüklerini kanıtlıyor durumda…

1972 mayıs 6 tarihinde idam edilen deniz gezmiş ve arkadaşları haksız yere idam edilmişlerdir. bir grup faşizan gerici yöneticiler her ne kadar onlar öldü ve bizlerin canı kurtuldu diyorlasa da yanılıyorlar! denizler ön savunmalarında demişlerdi ki “bu kavga bizler olmasak da devam edecektir.” onlar bu sözleriyle tarihe adeta damga vurdular. idda ediyoruz ki onların dedikleri ve uğruna savaştıkları değerler gerçekleşecek ve suçlular gibi onları koruyanlar da cezalarını çekeceklerdir.

yaşasın türk ve kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! kahrolsun emperyalizm ve onun gölgesinde yaşayan uşaklar!

19 03 2009
türkiye halk kurtuluş ordusu (thko) « türkiye halk kurtuluş ordusu

[…] yusuf aslan – el feth’e niye gittim * thko kuruluş bildirisi (1971) * thko programı (yakında!) * thko 1 davası savunma’dan bölümler (1972) * deniz gezmiş’in sorgusu (1971) * yusuf aslan’ın sorgusu (1971) * hüseyin inan’ın […]

19 03 2009
türkiye halk kurtuluş ordusu (thko) « söyledim ve ruhumu kurtardım

[…] yusuf aslan – el feth’e niye gittim * thko kuruluş bildirisi (1971) * thko programı (yakında!) * thko 1 davası savunma’dan bölümler (1972) * deniz gezmiş’in sorgusu (1971) * yusuf aslan’ın sorgusu (1971) * hüseyin inan’ın […]

11 02 2010
türkiye halk kurtuluş ordusu (thko) « simurg

[…] aslan – el feth’e niye gittim * thko kuruluş bildirisi (1971) * thko programı (yakında!) * thko 1 davası savunma’dan bölümler (1972) * deniz gezmiş’in sorgusu (1971) * yusuf aslan’ın sorgusu (1971) * hüseyin inan’ın […]

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: